close

Türkiye'deki Yatırımlarımıza Büyüyerek Devam Ediyoruz

Bunu Paylaş :

GASSAN ŞAKİR: 'TÜRKİYE'Yİ KURTARICIMIZ OLARAK GÖRÜYORUZ'

Sağlık, emlak ve banka sektörlerindeki başarılı projeleriyle adından söz ettiren Gassan Şakir'in bir ayağı Türkiye'de. "Arap iş dünyası olarak yatırımlarımızı Türkiye'ye taşıdık çünkü hem Müslüman bir ülke hem de bizleri yönetecek kadar güçlü" şeklinde konuşan Şakir, "Milletiniz ve hükümetinizin potansiyeli bizi çok etkiledi" açıklamasını yaptı.

Dünya çapında tanınan yardımsever bir aileden geliyorsunuz. Türkiye'deki yatırımlarla neler hedefliyorsunuz?

Ben de bir Türküm ve bunu bir yükümlülük olarak görüyorum. Bu bakış açısı, ailemden geliyor. Çocukken babam yaz aylarında bizi Türkiye'ye tatile getirirdi. Uçaktan korktuğu için trenle gelirdik. Şam'a ulaşır, oradan da arabayla yolculuk ederdik. Tabii Beyrut'tan yola çıkıp, Türkiye'ye varmamız 2-3 haftayı bulurdu. Babam, kendi babası ve annem sayesinde Türkiye'ye çok bağlıydı. Yol üstünde uğradığımız pek çok küçük bölgeye ve köylere camiler yaptırdı. Sayısı 47 olan bu camilerin tam yerini şu an bilemiyorum. Sonra işin içine annem de girdi. Yardımlara cami, doğum evleri, hastaneler diyerek başlayıp, yaşlı evleri, okul ve üniversitelerle devam ettik. Tabii ki tüm bunlar için annem bütçeyi aileden alıyordu ama uzun süre bize neler yaptığını söylemedi. Parayı mücevherler ve partiler için kullandığını zannettik.

Yatırımlarınızı Türkiye'de değerlendirmeye nasıl karar verdiniz?

Yatırımlarımızı daha da genişletmeyi planlıyoruz. Arap dünyasındaki bazı iş arkadaşlarım ve partnerlerimizle konuştum. Arap Yarımadası'ndaki siyasi durum çok istikrarlı değil maalesef. Lübnan, Suriye ve Yemen'de savaşlar var. Arap iş dünyası olarak yatırımlarımızı dışarıda bir bölgeye, bize en yakın ülkelerden birine taşımaya karar verdik. Tabii ki Türkiye bu anlamda bize en yakın ülke oldu. Çünkü hem Müslüman bir ülke hem de yatırımlarımızı yönetecek kadar güçlü.

Yatırımlarımızı büyütmek için olası fırsatları değerlendirmeye çalışıyoruz. Sadece sağlık değil, banka ve emlak sektörlerinde de büyümeyi hedefliyoruz. Daha önceki yıllarda Türkiye'ye gelen Arap bankları var, biz de onların adımlarını takip edeceğiz. Tabii ki bunlar için doğru zamanı bekliyoruz. Biliyorsunuz referandum yaklaşıyor. Ayrıca yabancı basın ülkenize çok kibar davranmıyor. Bütün bunların geçeceğini düşünüyorum. Türkiye, Orta Doğu'nun güçlü milletlerinden biri.

Türkiye'nin Arap ülkeleriyle birebir ilişkileri iyi. Ancak bazen iki Arap ülkesi farklı bakış açılarına sahip olabiliyor ve bu, Türkiye’yi utanç verici bir duruma düşürebiliyor. Ülkeniz her iki ülkeyle iyi geçiniyor ama maalesef onlar kendi aralarında anlaşamıyorlar. Bizim dünyamız hassas bir dönemden geçiyor. Bizim gibi yabancı yatırımcılar Türk hükümeti ile iyi geçiniyor çünkü limitler ve yaptırımlar yok. Bu bizim için büyük bir avantaj. Arap ülkeleri bile birbirlerine yaptırımlar uyguluyor. Bu sebepten Türkiye, bir numara.

Sağlık sektöründeki projelerinizle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Sağlık yatırımlarımıza, 7-8 yıl önce başladık. O zamanlar küçük ve güzel Fulya'daki İstanbul Cerrahi Hastanesi'ni aldık, zamanla da büyüttük. Her şey yolundaydı ancak ekonomide işler bazen iyi, bazen de kötü gidebiliyor. Bu yüzden operasyonumuzu yeniden şekillendirdik. Bir uçtan bir uca değişiklikler yaptık. Eski idaremize son verdik, partnerlerimizle yollarımızı ayırdık ve şimdi hem hastanenin hem de sağlık yatırımlarının tek sahibi var, o da benim. Doç. Dr. Ahmet Nuray Turhan'ı sağlık yatırımlarının sorumlusu olarak tayin ettim. Kendisi aynı zamanda doktorum, ameliyatımı yapmıştı. Şimdilerde bütün projeleri kendisi takip ve kontrol ediyor.

Hastaneyle ilgili planlar neler?

Geçen temmuzdan beri bazı idari sorunlarımız oldu. Partnerler arasında ekonomik ve politik farklılıklar vardı. Ben ortaya çıktım ve partnerlerimle ortak bir noktada buluştuk ve mutlu şekilde ayrıldık. Ve işe sıfırdan başladık. Dr. Ahmet, yönetimi yaparken biz de her türlü finansal desteği sağlayacağız. Hastaneyi büyütme planlarımız var. Ramazan'da inşaat işlerimiz var.

Türkiye'nin son yıllardaki gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

10-15 yıldır Türkiye'deki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Dışarıdan gerçekçi bir bakış açısıyla bakıyoruz. İnsanlar bilmese de Türkiye özellikle 2013-2014 yılları arasında 23 milyar dolar'lık ihracat gerçekleştirdi. Bu miktar, 20-30 milyar arasında değişiklik gösterdi. Gayri safi yurt içi hasıla, 1.13 milyar dolardı. Bu, aralarında Suudi Arabistan, İran ve Abu Dabi'nin de bulunduğu Arap ülkelerinin toplamından bile fazlaydı. Kişi başı gelir 3 bin 500 dolardı. İşsizlik oranı yüzde 38'den yüzde 10'ların altına düştü. 125 yeni üniversite kuruldu. Ayrıca 210 okul inşaa edildi. Bütün bu istatistiklerden sonra cesarete ihtiyacımız yoktu. Türk hükümeti bu bilgileri kamuoyuyla paylaşmadı ama biz izliyorduk. Milletiniz ve hükümetinizin bu potansiyeli bizi çok etkiledi. Tüm bu başarıları 10 yıl gibi bir sürede gerçekleştirdiniz. Bu kolay değildi çünkü Türkiye, Avrupa Birliği'nden itirazlarla da uğraşıyordu. Kıbrıs ve Yunanistan'daki siyasi zeminlerle ilgili sorunlar vardı ama fantastik bir iş çıkardınız. Bu yüzden ülkenize sempati besledik.

'Dünyanın en iyi doktorları Türk ve İranlı'

Sağlık sektörünü genel bir bakış açısıyla değerlendirdiğinizde, Arap ülkeleri, Türkiye ve diğer ülkeler ne durumda?

Arap dünyasında GulfCooperatingCountries (GCC) olarak anılıyoruz. Bu grubun içinde Umman, Abu Dabi, Katar, Bahreyn ve Suudi Arabistan var. Dünyanın en iyi hastaneleri ve teknolojilerine sahipler ancak aynı zamanda dünyanın en kötü doktorları bizdeydi. Amerika'da bile bulunmayan makinelere sahiptik. Ama iş, insana müdahaleye gelince, yetersizdik. Biz de arayışlara yöneldik. Amerika'da sağlık alanında başarılarıyla adlarından söz ettiren merkezleri ziyaret etme şansım oldu.

Mayo Clinic, Houston Medical Center ve Columbia Presbyterian Hastanesi'nde gidince, oradaki en iyi doktorların Türk ve İranlı olduklarını gördüm. Bu durumu tedavi olduğum Cleveland hastanesinde de gördüm. Lübnan ve Türkiye, sağlık alanında öne çıkan ülkeler oldular. Doktorların sahip oldukları tecrübe ve pratik inanılmazdı. Her gün hastanelere binlerce kişi gidiyor ve bunlar tedavi edilip, evlerine gönderiliyor.

Annem son birkaç ayını Gata'da geçirmişti. Her gün yaralı 200-300 asker gelirdi. Sonra bizler de tedavi olmak için Türkiye’ye geldik. İstanbul Cerrahi hastanesini aldığımızda Dr. Ahmet'le tanıştım ve Fulya'daki küçük hastanemizde birlikte çalışmaya başladık. Arap dünyasında sahip olduğumuz HD Computer Tomografi cihazı gibi medikal aletler, dünyada sadece dört ülkede vardı: Singapur, Japonya, Kore ve Türkiye. Toshiba üretiyordu ve 'Bu aleti size satarım ama kullanımı sırasında bu işi bilen bir profesör ve doktorun başında olması gerekiyor' dediler. Hemşire ya da teknisyen kabul etmediler. Mayo Clinic'te tedavi gördüğüm sırada orada aletin HD olmadığını gördüm ve bunun nedenini sordum. Bana aynı şartı Toshiba'nın kendilerine de sunduğunu ama bunu kullanacak uzman bulunmadığı için HD almadıklarını söyledi. Alet, üzerindeki HD çıkarılarak satılmıştı.

'Türkiye'yi kurtarıcımız olarak görüyoruz'

Arap dünyasının bir bütün olduğunu düşünmek yanlış olur. Her ülke birbirine karşı. Çünkü birbirlerini kıskanıyorlar. Birbirlerine şans dilemiyorlar ama bunlar onları tepeden yöneten diğer büyük ülkelerle alakalı bir durum. Satranç gibi düşünün, küçük askerleriz ve oradan oraya kullanılıyoruz. Büyükler arkada ve görünmüyor. Bu yüzden Türkiye'ye kurtarıcımız olarak bakıyoruz. Son 7-8 yılda dünyaya ispatladı kendini. İran'a müttefik olarak bakıyoruz ama bu ülkeyle hiçbir bağlantımız yok. Ama Türkiye bizi yönetti, her yerde Türk kanı var. Ülkenizle hem duygusal hem de tarihi bir bağımız var. Türkiye'nin de tüm ülkelerle inanılmaz bir bağı mevcut. Birkaç anlaşamadığı ülke var ama onlar da yola gelecektir.

Cambridge'e kabul edilen ilk Suudi Müslüman

Yardımsever bir ailede doğdunuz, siz de mi bu şekilde yetiştirildiniz?

Annem Türkiye'de sağlık yardımlarıyla çok ilgiliydi. Babamsa Lübnan ve Medine'yle ilgilenirdi. Lübnan doğduğum ülke. Abim de orada doğdu. Bir Fransız sömürüsüydü o zamanlar. Beyrut'ta çok güzel bir yetimhane kurduk. Ayrıca Darülceze, ilaç ve uyuşturucu kullanıcıları için rehabilitasyon merkezi açtık. Bizim gibi ülkelerde gençler uyuşturucu kullanır ama aileler bu durumdan utandıkları için yardım almaktan çekinir. Bu yüzden 'Şukun' adında bir merkez kurduk, anlamı huzur ve sessizlik. Eğitim projeleriyle de yakından ilgilendim çünkü ilkokula Mısır'da gittim. 1942'de Mısır, Osmanlı tesiri altında kalmış bir kraliyet ailesi tarafından yönetiliyordu. Herkes fes takardı ve askeriyede rütbeler binbaşı ve yüzbaşı şeklindeydi. Çok iyi bir İngiliz okuluna gittim. 12 yıl yatılı okulda okudum ve Cambridge Üniversitesi'ne kabul edilen ilk Suudi Müslüman oldum. Politika ve diplomasi üzerine eğitim aldım. Daha sonra medikal alana kaydım. Güney Caroline'da bir kanser enstitüsü açtık. Ayrıca Güney Virginia'da Alzheimer üzerine araştırmalar yürüttük.

Bu kadar yoğunluğun içinde kendinize zaman ayırabildiniz mi?

Politik ve diplomatik işlerin içinde olunca, emekliliği hiç düşünmüyorsunuz. Sizin için açılan kapılar var, yerine getirmeniz gereken yükümlülükleriniz bulunuyor. Eğer emekli olursam ölürüm... İnsanın kendisini meşgul tutacak şeylere ihtiyacı var.

Ailede işler yolundaydı, çocuklar güzel büyüdü. Ancak çok fazla rejim değişikliği gördüğümüz için yaşamak zordu. Mısır'daki devrim sırasında mallarımıza el kondu, elimizdekiler alındı. Lübnan savaşına şahit oldum. Bu yüzden işlerin başında olmak gerekiyor. Umarım Allah izin verir de bir gün barış içinde yaşarız.

Semiha Şakir Vakfı'ndan biraz bahsedebilir misiniz?

Annem her şeyi vakıf adına gerçekleştirdi. Ancak sonraları Semiha Şakir Vakfı'nın adını değiştirip, İstek Vakfı yaptılar. O zamanlar Belediye Başkanı , Bedrettin Dalan'dı. İlişkilerimiz iyiydi, yatırım ve yardımlar yapmak için ihtiyaç duyduğumuz araziyi bize veriyordu. Ancak İstek Vakfı ismine itiraz ettik ve Semiha Şakir adını ilave ettirdik. Tüm hayırların yapılmasında katkısı bulunan tek aile bizdik, başka kimse yoktu. Hiçbir Türk ailesinden bir dolar bile almadık. Bize destek öneren bazı Türk aileler oldu, Koç Ailesi gibi ama istemedik. Ancak şöyle bir şey yaptık. Battaniye üreten fabrikaların battaniye, şeker üretimi yapan tesislerin şeker yardımı yapmasına izin verdik. Battaniyeleri, vakıf adına doğumhane ve yetimhanedeki çocuklara yolladık. Bayramda şeker dağıttık. Para değil, ürettikleri ürünleri kullandık.

Vakfın adı Karacacaahmet Mezarlığı'na yapılan Şakirin Camii ile kamuoyunun ilgisini daha da çekti...

Bu proje 10 yılımızı aldı çünkü modern bir cami inşaat etmek istedik. Bazı insanlar modern cami fikrine sıcak bakmadı. Karacaahmet, Avrupa'nın en büyük mezarlıklarından biri. İslam dininde ölüler için camide dua eder, ardından onları son yolculukları için mezarlığa uğurlarsınız. Ancak Karacaahmet'te cami olmadığını görünce, girişine bir tane yaptırmak istedik. Babam İbrahim Bey ve annem Semiha Hanım'da bu mezarlıkta. İstanbul'un pek çok yerinde, özellikle annemin adına küçük camiler var.

İzinleri almamız yedi yılı buldu. Ayrıca caminin bir kadın tasarımcı tarafından dekore edilmesine de iyi bakılmadı. Bence Zeynep Fadıllıoğlu, harika bir kadın ve şahane bir iş çıkardı. Kendisi aynı zamanda akrabamızdır. O zaman başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'a açılışı yapması ve kurdeleyi kesmesi için ricada bulundum. Fakat işleri yoğun olduğu için gelemedi. Eşi Emine Erdoğan Hanım açılışı yaptı.

Bir yatırımcı ve işadamı olarak gençlere neler tavsiye edersiniz?

Türkiye'de harika yatırım imkanları var. Çok güçlü bir ülke ama maalesef insanları bunun değerini bilmiyor. Türk insanları çok milliyetçi, bu harika. Ancak milliyetçilik ve ülkene güven duymak farklı şeyler. Türkler milliyetçilik duygularıyla gurur duyuyor, Avrupa'da gittiğiniz her yerde bayrak ve Atatürk posterleri görebiliyorsunuz. Bu sevgi çok güzel tabii ama güven de önemli. Bunun politik durumla alakalı olduğunu düşünüyorum. Batı dünyasında çok kıskanılan bir ülkesiniz. Rusya, Çin ve Hindistan'la ilişkilerinizi güçlendirmeye çalışıyorsunuz, bence bu harika bir adım. Türkiye için Avrupa Birliği çok önemli değil. Gelme dediler, gel dediler, şimdi yine gelme diyorlar. Bunun nedeni Türkiye'nin müslüman bir ülke olması. Ancak Kıbrıs gibi politik meseleleri ön plana çıkarıyorlar.

Up