ich
ich
 
Kurumsal
Online Hizmetler
ich

ÖZEL MERKEZLER

 
 
 
 
 
ich ich ich ich ich

Sağlık Haberleri




Bizden Haberler

Opr. Dr. Funda Şerefhan
Çocuk Göz Sağlığı ve Şaşılık Uzmanı

Göz Tembelliği
Opr. Dr. Deniz Algün
Ortopedi Uzmanı

Sporcularda Beslenme
Dr. Mehmet Karaca
İç Hastalıkları Uzmanı

Unutkanlık / Demans
Dr. Belgin Erdoğan
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

0-6 Ay Bebek Beslenmesi
Opr. Dr. Deniz Algün
Ortopedi Uzmanı

Kırık Tedavisinde Yeni Yaklaşımlar
Doç. Dr. Özgür Karacan
Göğüs Hastalıkları Uzmanı

Nikontin Bağımlılığı Testi
Op. Dr. Yusuf Şener
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

Burun tıkanıklığı ciddi sağlık sorunlarına yol açar
Doç. Dr. Orhan Çelen
Genel Cerrahi Uzmanı

Meme Kanseri Riskini Azaltabilirmiyiz?
Opr. Dr. Deniz Algün
Ortopedi Uzmanı

Yaralanmalarda İlk Yardım
Op. Dr. Yusuf Şener
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

Burun tıkanıklığı ciddi sağlık sorunlarına yol açar
Doç. Dr. Orhan Çelen
Genel Cerrahi Uzmanı

Meme Kanseri Riskini Azaltabilirmiyiz?
Opr. Dr. Deniz Algün
Ortopedi Uzmanı

Yaşlılarda Düşmeden Korunma
Dr. Ali TIRTIR
Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Çocuğunuzu "Grip" ten nasıl korursunuz?
Opr. Dr. Deniz Algün
Ortopedi Uzmanı

Çocuklar ve Sırt Çantaları
Doç. Dr. Gürsel Turgut
Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı

Yanaklarınız Çok mu Dolgun?
Op. Dr. Yusuf Şener
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

Burun ameliyatlarında tamponsuz dönem...
Dr. Gül Tan Çetmeli
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı

Batı Nil Virüsü Ateşi
Opr. Dr. Funda Şerefhan
Çocuk Göz Sağlığı ve Şaşılık Uzmanı

Göz Tembelliği
Doç. Dr. Özgür Karacan
Göğüs Hastalıkları Uzmanı

Yeni Grip Aşısını Ekim Ayı içerisinde Yaptırın!
Doç. Dr. Gürsel Turgut
Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı

Estetik Operasyon Sonrası Burun Düşer mi?
Opr. Dr. Deniz Algün
Ortopedi Uzmanı

Bel Problemlerinden Korunma
Op. Dr. M. Mazhar Çelikoyar
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

Şehir Yaşamında İşitme Sağlığını Olumsuz Etkileyen Sesler
Doç. Dr. Orhan Çelen
Genel Cerrahi Uzmanı

Erken Tanı İçin Mamografi: Ne zaman başlamalı, ne sıklıkta yapılmalı?

Günlük Sağlık Bülteni

Ölümcül Kanser Riski Hücre Yaşıyla Bağlantılı...

Nispeten genç olsanız da, yaşlanan hücreler ölümcül kanser riskinizi büyük ölçüde artırıyor.

Hücreler, kendi DNA'larını yenileyebildikleri sürece genç kalır. Bu, telomerlere, yani her kromozomun sonundaki proteinlere bağlı. Ama hücre her çoğaldığında telomerleri kısalır.
Yaşlanan birkaç hücre sorun değil. Ama şimdi şaşırtıcı yeni bir çalışma gösteriyor ki çok sayıda kısa telomerli hücresi biriken insanların ölümcül kanser riski fazlasıyla yüksek.
Telomer uzunluğunun ilk üçte birlik kısmındaki insanlara kıyasla, sonuncu üçlükteki kişilerin kanser riski üç kat daha yüksek. Orta üçlükteki kişilerin kanser riskiyse, en uzun telomerlere sahip insanlardan iki kat daha yüksek.
Avusturya'daki Innsbruck Tıp Üniversitesi araştırmacıları, "Dikkate değer bir şekilde, telomer uzunluğu mide, akciğer ve yumurtalık kanserleri gibi yüksek ölüm oranlarına sahip tek tek kanserlerle bilhassa bağlantılıydı ama daha iyi tahminlere bağlı tümörlerde durum pek böyle değildi," diyorlar.
Telomer uzunluğu en düşük olan üçlükteki kişilerin kanserden ölme ihtimali, en yüksek üçlüktekilerden 11 kat daha fazlaydı. 10 yıl boyunca, araştırmacı ekip tıbbi tedavisini aynı yerel hastanede gören 787 Bruneck (İtalya) sakinini izledi. 40 ila 79 yaşlarındaki sakinlerin hepsi, çalışmanın başında kansersizdi. 10 yıl sonra, çalışmanın 92 katılımcısında kanser ortaya çıktı. Araştırmacılar, düzenli aralıklarla, her katılımcının beyaz kan hücresindeki ortalama telomer uzunluğunu hesapladı. Bu, bir dizi ilginç olguyu oraya çıkardı.
" Erkeklerin kadınlardan daha kısa telomerleri vardı.
" Kısa telomer uzunluğu şeker hastalığı, kronik enfeksiyon ve daha az fiziksel etkinlik riskiyle bağlantılıydı.
" Kısa telomer uzunluğu mesane, akciğer, karaciğer ve baş-boyun bölgesi kanseri (Hodgkin dışı lenfoma diye de bilinir) riskinin artmasıyla bağlantılıydı.
" Kısa telomer uzunluğu meme veya kolon kanseriyle bağlantılı değildi.
Neler oluyor? Araştırmacılar, kısa telomer uzunluğunun kişiye, çok daha yaşlı bir bireyin kanser riskini verdiğini hesapladı. Kısa telomer uzunluğunun yaşlanan bağışıklık sistemine işaret ettiğini de ileri sürdüler.
Dahası, araştırmacıların varsayımlarına göre, kısa telomerli hücreler, umutsuzca telomer uzunluğunu eski haline getirebilmeye girişerek enzim telomerazını etkinleştirebilir. Bunu yaparken bu hücreler kendilerini kazara tümör hücrelerine dönüştürebilir.

Kronik Öksürüğü Olan İnsanlarda Yaygın Depresyon...

Amerikan Göğüs Hastalıkları Birliğinin Uluslararası Konferansında sunulan bir çalışmaya göre aylar, hatta yıllarca süren süreğen hırıltılı öksürüğü olan insanların yarısından fazlası depresyon belirtileri gösteriyor. Bu, öksürük ve depresyon arasındaki bağı inceleyen ilk çalışma.

Ortalama 9 yıl sürmüş ve süreğen öksürüklü 100 kişiyle yapılan çalışma, bunların %53'ünün depresif belirtiler taşıdığını ortaya çıkardı. Depresif belirtilerin kronik öksürüklü kadınlar ve erkeklerde görülme yüzdesi aynıydı.
İlk çalışmadan üç ay sonra araştırmacılar, hastaların üçte ikisini takip ettiler ve öksürüğü geçenlerin depresif belirtilerinde azalma olurken öksürüğü iyileşmeyenlerin belirtilerinde buna karşılık gelen herhangi bir iyileşme yaşamadıklarını buldular.

Birçok insan, öksürüğün hastaların tıbbi yardım arayışına girdiği en yaygın şikayet olduğunun farkında değil.
Çalışmada 300'den fazla süreğen öksürük hastası incelendi ve öksürüklerinin yaşam kalitesini nasıl etkilediği görüldü.

Bu çalışmaya göre, kronik öksürüklü insanlar sosyal yaşamdan kopmuş ve mutsuzdular. Halkın arasına karışmaktan, sinemaya veya bir restorana gitmekten korkuyorlardı.
Öksürükleri ilişkilerini ve işlerini etkiliyordu. Öksürük, insanları öldürmediğinden diğer rahatsızlıklar gibi dikkat çekmiyordu ama büyük bir yaşam kalitesi meselesiydi.
Araştırmacılara göre süreğen öksürüğün ister tek başına isterse bir arada üç ana nedeni var: geniz akıntısı, astım ve asit reflü. Çoğunlukla teşhisi zor çünkü birçok hastada öksürük tek belirti.
Geniz akıntısına bağlı öksürükte tedavi, daha eski antihistaminlerle birlikte dekonjestanlar, astım öksürüğünde astım ilaçları ve GERD'le bağlantılı öksürükte proton pompası inhibitörü denilen ilaçların birkaç ay yüksek dozda kullanılmasını kapsıyor.

Araştırmacılar, "Yardım aramaya devam etmek çok önemli. Öksürük ancak nedeni bulunduktan sonra tedavi edilebilir," diyorlar.

Çocuklara Boğaz Ağrısı için Fazla Antibiyotik Veriliyor...

Bir çalışmaya göre, doktorlar bekleneni aşarak boğaz ağrılı çocukların yarısından fazlasına antibiyotik reçete ediyor ve reçete edilen antibiyotiklerin %27'sinde çocuklarda kullanımı önerilmeyen antibiyotikler kullanılıyor.

Söz konusu makalede geçen bilgilere göre, aile hekimleri ve çocuk doktorlarına çocuklar tarafından yapılan ziyaretlerin %6'sından farenjit (boğaz iltihabı) sorumlu. Akut farenjitin en sık görülen belirtisiyse boğaz ağrısı. Boğaz ağrısının bakteriyel olan ve yaygın olarak antibiyotik tedavisi gerektiren tek nedeni A grubu beta hemolitik streptokoklardır (AGBHS). AGBHS, boğaz ağrılı çocukların %36 ila %15'inde bulunur.

Teşhisin doğruluğunu güçlendirmek ve gereksiz antibiyotik tedavisini azaltmak için, çocuklarda antibiyotik tedavisi uygulanmadan önce bir AGBHS testi uygulanması önerilir. Penisilin önerilen bir antibiyotiktir fakat amoksisilin, eritromisin (penisiline alerjik hastalar için) ve birinci kuşak sefalosporinler gibi geçerli seçenekler de vardır.

Doğum Kontrol Hapları Lupus Riskini Artırabilir

Araştırmacılar Hapların Genetik Yatkınlıkla Etkileşime Girip Lupus Riskini Artırdığını Söylüyor.

Yeni yapılan bir çalışmaya göre doğum kontrol hapı alan kadınlarda, özellikle yüksek dozda alanlarda, bir otoimmün hastalık olan lupus riski artıyor.

Araştırmacılar "Gebeliği önleyici ilaç alan kadınlarda, almayanlara göre lupus riski %50 daha yüksektir," diyor.

Fakat daha geniş bir bakış açısıyla toplam risk hala küçüktür. Çalışmada aynı zamanda yüksek doz ilaçlar (50 mikrogram ya da daha fazla östrojen içeren ilaçlar) alan ve ilacı henüz almaya başlayan, yani birkaç aydır kullanan kadınlarda riskin daha fazla olduğu ortaya çıkarıldı.

Baharda adımlarınızı hızlandırmak için 7 yol

Ilık havalarda sakin yürüyüşler yapmak fazla kilo kaybı sağlamaz fakat güneşlenmek için harika bir fırsattır. Yaza daha hızlı bir tempoda kilo vererek girmek için güneş ışığından keyif almak yardımcı olacaktır. İşte bahar yürüyüş programınız için birkaç ipucu;

1.Yeni zorlayıcı yürüyüşleri deneyin: Spor salonunda her gün aynı egzersizleri yapmayın, vücudunuzu şaşırtın eğer her gün aynı şeyleri yapmaya devam ederseniz sonuçları görmek için devam edemez, ilerleyemezsiniz. Yürüyüş tekdüzeliğinden uzak durmak için, rutininize birleştirilmiş egzersizler ekleyin: Hızlı ve orta-kolay arasında yürüyüş alternatifleri geliştirin. Bu tip yürüyüşler egzersiz ve sonrasında %100 kalori yakılmasını sağlar. Uzun yürüyüşler dayanıklılık sağlar. Dahası orta yoğunlukta yaklaşık 1 saat yürüyüş egzersiz sonrası 7,5 saat daha kalori yakılmasını sağlar. Eğer bir toplantıya geç kalırsanız yürüyebileceğiniz kadar hızlı yürüyün.

2.Yokuşlara ve tepelere tırmanın: Ters eğimde yürümek için biraz kendinize destek verin. Eğimli yürümeler kalça ve bacaklarda %60 kalori yakılmasını sağlıyor. Eğer stadyum tribünlerinin basamakları yokuşları olan bir çevrede yaşıyorsanız kendinize meydan okumak için mükemmel bir fırsat olur.

3.Adımsayar kullanın: Yürüme egzersizleri de kalite ve miktar bakımından değerlendirilmelidir. Günde 10.000 adım atmak uzun soluklu ve popüler fitness için tavsiye edilir. Fakat kilo vermeye yardımcı olmaz.

4.Yeni yürüyüş ayakkabısı alın: Ayağınızı tam saran egzersiz ayakkabısı bulmak zordur. Uzmanlar günde 300-600 millik yürüyüşlerde egzersiz ayakkabısı giymenizi öneriyor. Yürüyüş ayakkabıları özellikle topuk korumak için tasarlanmıştır ancak koşu ayakkabıları güçlendirilmiş dolguya sahiptir. Eğer egzersizinizde koşmayı planlıyorsanız koşu ayakkabısını tercih etmelisiniz.

5.Susuz kalmayın: Uzmanlar egzersizden önce 1-2 bardak su içilmesini ve yürüyüş esnasında da her 15-20 dakikada yudumlamanızı öneriyor.

6.Esneyin: Kas ve eklemler ısındığında onları esnetmek önemlidir. Her esnemeyi 20 sn. tutun ve bekleyin daha sonra 2 defa daha tekrarlayın.

7.Kendinize bir hedef belirleyin: Sağlıklı yaşam ve kilo kaybı, dışarı çıkmak için yeterli motivasyon değilse bir maraton veya yarım maratona kayıt yapın. Yarı maraton 3, 5 saat tam maraton ise 7 saattir.

Parmak uzunlukları hastalıklara yatkınlığa işaret edebilir mi?

İşaret parmağı yüzük parmağından daha kısa olanların, atletik performansının ortalamanın üzerinde olma ihtimalinin olduğu, muhtemelen agresif olabildiği, dikkat eksikliği, otizm, artrit ve erkeklerde prostat kanseri de dahil olmak üzere bazı sonuçlarla ilişkili olduğu belirtildi.

Parmak uzunluğunun yaşam alışkanlıkları ve hastalık riskleri ile istatistiksel bağlantılarından emin olunmasa da, bazı araştırmacılar bu durumu yüksek seviyede testosteron (daha anne karnında maruz kalınan erkeklik hormonu) ile ilişkili olduğunu açıklıyor. Testosteron seviyesinin östrojene göre cinsel gelişimde daha önemli bir rol oynayabildiği, aynı zamanda beyin, vücut metabolizması ve parmak uzunluğunu da etkilediği düşünülüyor.

Stres sağlık sorunlarını arttırabilir...

Günümüz hızlı tempolu yaşam koşullarında stresin arttığı, bunun da fiziksel ve duygusal sağlığı etkileyebileceği belirtildi.

Psikolog Dr. Kevin Peterson; "Stres geçmişe göre günümüz toplumunda daha yaygın görülmektedir. İnsanlar kendilerini iş hayatlarında daha fazla iş yüklenmek ve her zaman koşuşturmak zorunda hissediyor" dedi.

American Psychological Association'ın 2010 yılında yaptığı ve Amerikalıların yaklaşık dörtte üçünün katıldığı "Amerika'da Stres" adlı anketin sonucunda, sağlıksız düzeylerde kronik stresin kalp hastalığı, diyabet ve depresyon için risk oluşturduğu ortaya çıktı.

Doktorlara göre, bir kişi stresli olduğunda vücudu tehlike alarmı verir. Stres kalp atışlarını hızlandıracak hormonları üretir, kişinin nefesini hızlandırır ve enerji patlaması sağlar. Bazı stresler normaldir, ancak bu çok sık olursa ya da çok uzun sürerse kişinin sağlığını etkileyebilir.

Peterson, uzun süreli stresin depresyon, anksiyete, uyku bozukluğu ve daha az yeme sonuçları doğurduğunu ve bu bileşenlerin sağlıksız bir yaşam tarzına sebep olduğunu söyledi.

Yaşam koçu CJ Cangianelli de; "Günlük yaşamımızda küçük bir stres bizi işyerindeki görevlerimizi tarihinden önce yerine getirmek için motive eder" dedi. Stres, yeme ve uyku alışkanlıklarını değiştirdiği, endişe ve kaygıya odakladığında sorun oluşturur. Vücudunuzu dinleyin. Stresin sağlıksız boyutlara ulaştığını size söyleyecektir.

Psikolog Dr. Peterson; rahatlamak için, hayatın önceliklerine yoğunlaşmanızı ve kendinize; "Hayatımdan neyi çıkarmak istiyorum? Stresimin kaynağı ne? Neyi gevşetmem/bırakmam gerekli?" sorularını sormanızı öneriyor.

Dr. Peterson; "Stresinize odaklanın ve bunun hepimizin karşılaşabileceği hayatın geçici doğal bir parçası olduğunu unutmayın. Hatta şu anda bir stres döneminde olsanız bile geçeceğini düşünün" dedi.

Yaşam Koçu Cangianelli; stresinizin nedenini belirlemenin, çözümü bulmak ve rahatlamak için gerekli olduğunu belirterek, "Eğer para sorunu yaşıyorsanız bir mali danışmanla konuşmalısınız. Eğer iş yerinde bir atama üzerine stresli iseniz amirinizle konuşun" dedi.

Tüm zamanınızı yalnız başına kapalı alanlarda harcamayın, doğal güneş ışığının ve açık havanın zevkini çıkarın. İyimser bakış açısı olan sevdiklerinizle vakit geçirin. Bu insanlar, moralinizi yükseltecektir, eğlenmeniz için yardımcı olacak ve hatta hayatınızdaki sorunları çözmenize yardımcı olabilecektir.

Obezite, diğer risk faktörlerini hesaba katmadan kendi başına kalp hastalığının sebebi olabilir...

Heart'da yayılan bir makalede obezitenin diğer biyolojik veya sosyal risk faktörlerine bağlı olmaksızın kendi başına koroner kalp hastalığı ile ilişkili olduğu belirtildi.

Kilo artışı; diyabet, yüksek tansiyon ve kolesterol gibi koroner arter hastalığı için bilinen risk faktörüdür. Araştırmacılar, obezitenin kalp hastalığı risklerinin oluşumundan sorumlu olduğunu kabul ediyor.

Araştırma ekibi, yaklaşık 15 yıl, yüksek kolestrolü olan, ancak diyabet veya kardiyovasküler hastalık öyküsü olmayan 6.000 'den fazla orta yaşlı erkeğin sağlık durumunu izledi.

İzlemeye başladıktan iki yıl sonra ölen veya kardiyovasküler sorunları oluşan erkeklerin istatiksel sonuçları şöyle açıklandı: 214 ölümle sonuçlanan ve 1027 ölümcül olmayan kalp krizi meydana geldi. Kalp krizi riski vücut kitle indeksi ile karşılaştırıldı.

Ölümcül kalp hastalığında inflamasyon güçlü bir faktördür ve obezitede inflamatuar durumun oluşumu, obezite ile kalp hastalığının bağlantısını açıklamaktadır.

Glasgow Üniversitesi'nde İngiliz Kalp Vakfı Kardiyovasküler Araştırma Merkezi'nden Dr. Jennifer Logue, obez bir nesilin yetiştiği ve bundan sonra daha erken yaşta daha fazla komplikasyon görüleceği konusunda uyarıyor.

Karaciğer yağlanması tip 2 diyabet riskini arttırır...

Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi araştırmacıları, karaciğer yağlanması olan bireylerde olmayanlara göre beş kat daha fazla tip 2 diyabet gelişme olasılığı olduğunu belirtti.

Bu yeni bulgu The American Association for the Advancement of Science (AAAS)'ın kendi web sitesinde yayınlandı.

Araştırmacılarca 11.091 Koreli üzerinde açlık insülin konsantrasyonu ve abdominal ultrason dahil tıbbi değerlendirmeler yapıldı ve katılımcılar beş yıl takip edildi.

Temel insülin konsantrasyonu ne olursa olsun, karaciğer yağlanması olan bireylerde yüksek kan şekeri, yüksek trigliserit konsantrasyonu ve düşük iyi kolesterol gibi önemli ölçüde metabolik bozukluklar görülür.

California Stanford Üniversitesi'nden Sun Kim "Birçok hasta ve uygulayıcı tarafından karaciğer yağlanmasına tek açıdan bakılmakta, fakat yaklaşan tip 2 diyabet için alarm verdiğini gözden kaçırılmaktadır' dedi.

Çalışmamızda ultrasonografi ile tanı konulabilen karaciğer yağlanması, insülin konsantrasyonu bakılmaksızın şiddetle tip 2 diyabet gelişimini öngörmektedir.

The American Association for the Advancement of Science'da (AAAS); "Bu yeni çalışmaya göre, yağlı karaciğer obezitenin bir göstergesi olabilir fakat tip 2 diyabet gelişiminde bağımsız bir rolünün de olabileceğini gösteriyor" denildi.

Yapılan araştırmalarda kahve içenlerde daha az felç görüldüğü belirlendi...

American Heart Association Dergisi'nde 11 Mart 2011 tarihinde yayınlanan 'Stroke ' başlıklı makalede, kahve tüketen İsveçli kadınlarla yapılan çalışmanın sonucunda felç riskinin daha az olduğu ortaya çıktı.

Karolinska Ulusal Enstitüsü Beslenme Epidemiyolojisi Bölümü'nden Susanna Larsson ve çalışma arkadaşları tarafından 49-83 yaşlarındaki 34.670 kadın üzerinde beslenme, yaşam tarzı ve hastalığın gelişimi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla incelemeler yapıldı. Araştırmalarda beslenme anketlerinde doldurulan günlük tüketilen kahve fincan sayıları kullanıldı. Katılımcı bayanlar on yıl boyunca takip edildi. Bu süre içinde 1310 iskemik inme (beyin enfarktüsü),154 intraserebral kanama, 79 subaraknoid kanama (beyin yüzeyinde kanama ile karakterize) ve 137 tanımlanmamış felç gözlendi.

Dr. Larsson ve meslektaşları yaptıkları araştırmada, günlük kahve tüketimlerini karşılaştırarak, günde en az bir bardak içen kadınlar arasında toplam inme, serebral enfarktüs ve subaraknoid kanama risklerinin %22-25 oranında daha düşük olduğunu belirlediler. 2 fincandan fazla kahve içmenin sağlığa ekstra bir yararı gözlemlenmedi. Kafeinli veya kafeinsiz kahve arasında herhangi bir fark bulunmadığı da eklendi.

Subklinik inflamasyon ve oksidatif stres azalması ve insülin duyarlılığının artıp felç riskinin azalmasına kahvenin yardımcı olduğu öne sürüldü.

Bazı kadınlar kahve tüketiminden kaçınıyor ve bunun sağlıksız olduğunu düşünüyor, ancak orta dereceli kahve tüketimiyle diyabet, karaciğer kanseri ve felç gibi bazı hastalıkların riski azalıyor.

Prostat kanserinde kritik saptama...

55 yaş üzerinde yaklaşık 200.000 erkeğe her yıl prostat kanseri teşhisi konuluyor.

American Board Los Angeles Üroloji Derneği'nin Başkanı Dr. Adam Ramin "Erkekler için prostat hastalığı kadınlardaki meme kanserine eşittir" diyor. Prostat kanseri ve robotik laparoskopik prostatektomi alanında uzman olan, çok sayıda makale ve araştırma yazısı bulunan, ayrıca birçok hastanede görev alan Ramin, konuyla ilgili sorulara şöyle cevap verdi:

Kadınlar genellikle meme kanseri tanısından önce bir kitle bulabilir, peki erkekler nelere dikkat etmeli?

Günümüzde, prostat kanseri hiçbir belirgin belirti olmadan erken teşhis edilmektedir. Hastalığa görüntüleme, rektal muayene ve PSA kan testi ile tanı konulmaktadır. Sonuçlar anormal ise ya prostat biyopsisi ya da daha spesifik bir test yapılır.

Testler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Testlerden biri prostattaki anormal alanlarda transrektal ultrason yapılmasıdır. Nispeten yeni olan diğer bir test ise, bir idrar testi olan PCA3'tür. Bir prostat masajından sonra yapılır. İdrarda yüksek oranda prostat sıvıları gözlenirse, biyopsi yapılması gerekir.

Kimler prostat kanseri için risk altındadır?

Erkeklerde belirtilerin ortaya çıkmasının yaş ortalaması 55-65dir. Ancak, erkeklerin yaşlandıkça riskinin arttığını biliyoruz. Prostat kanseri ve meme kanseri çok benzer şekilde davranır. Örneğin, sekiz erkekten biri prostat kanseri ve sekiz kadından biri meme kanseri olmaktadır. Bir annede ya da kız kardeşte meme kanseri varsa, risk artmaktadır. Eğer babada veya erkek kardeşte prostat kanseri varsa, risk artmaktadır. Şaşırtıcı olan şudur ki eğer bir erkeğin annesi veya kız kardeşinde meme kanseri varsa prostat kanseri olma riski de artmaktadır. Kadınlarda meme kanserine neden olan gen erkeklerdeki prostat kanserine sebep olan gen ile aynıdır.

Yaşam tarzındaki değişikliklerin zihinsel hastalıkların oluşumunu azaltabileceği belirtildi...

Amerikalı araştırmacılar yaşam tarzındaki değişiklikler sonucu depresyon, anksiyete gibi durumları ve diyabet hastalığını tedavide başarı sağlandığını söylediler.

California Irvine Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. Roger Walsh egzersiz ve beslenme gibi "terapötik yaşam tarzı değişikliklerinin (TLC)" etkisini araştırıyor.

American Psychologist Dergisi'nde yayınlanan makalede, terapötik yaşam tarzı değişikliklerinin (TLC) etkileri; maliyetinin olmayan, keyif veren aynı zamanda yan etki ve komplikasyonları olmayan ama sürekli olması gereken şeklinde açıklandı.

TLC'nin faydaları:

-Egzersiz insanlarda anksiyete ve depresyonu azaltarak daha iyi hissetmeyi sağlar, aynı zamanda çocuklarda, yaşlılarda yaşa bağlı bellek kaybını azaltarak beyinde yeni nöron oluşumunu arttırır, yetişkinlerde hafızanın gelişmesini sağlar.

-Sebze, meyve ve balık açısından zengin diyetler, çocuklarda okul başarısının artmasına, erişkinlerde bilişsel işlevlerin korunmasına, afektif ve şizofrenik bozukluklarda semptomların azalmasına yardımcı olur.

-Doğada vakit geçirmek bilişsel işlevler ve huzurun artmasına yardımcı olur.

-İyi ilişkiler soğuk algınlığı, felç ve ruhsal hastalık risklerini azaltabilir.

-Rekreasyon ve eğlence sosyal becerilerin azalması, uykusuzluk ve panik bozuklukları azaltır.

-Meditasyon empatiyi geliştirir, duyarlılık ve duygusal istikrarı artırır, stresi ve tükenmişlik hissini azaltır ve bilişsel işlevi artırır.

-Sevgi ve bağışlama duygularına odaklanarak yaşamak anksiyete, depresyon ve madde bağımlılığını azaltır.

-Katkıda bulunmak, insanlara hizmet etmek ya da fedakarlık, sevinç ve cömertlik duygularını arttırır.

Egzersizin bellek alanını büyüttüğü belirtildi...

Pittsburgh Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan bir çalışmanın sonucu, 1 yıl boyunca orta dereceli (alışveriş merkezinde yürümek gibi) egzersiz yapan yaşlılarda bellek ve üç boyutlu hafızanın geliştiğini gösterdi.

Proceedings of the National Academy of Sciences'da yayınlanan araştırmada, 60 ile 80 yaş aralığındaki sedanter yaşam tarzı olan kişilerde beynin hafıza fonksiyonundan sorumlu bölümü olan hipokampus da doğal bir büzülme belirlendi.

Araştırma esnasında ve sonrasında düzenli yapılan orta dereceli egzersizin (haftada 3 defa 40-60 dakikalık yürüyüş yapmak) beynin hipokampus bölümünün büyümesi ile ilişkili olduğu gözlendi.

Araştırma esnasında ve sonrasında yürüyüş egzersizi yapan kişilerin mekansal bellek testi sonuçlarında hafıza fonksiyonlarında gelişmeler görüldü.

Fazla kilolu olmak unutkanlığa yol açabilir...

Bel çevresi geniş olan yaşlılarda, yüksek tansiyon ve diğer risk faktörlerinin "metabolik sendrom" ile ilişkili olduğu belirtildi. Yeni yapılan bir araştırma, bu durumun bellek sorunlarının oluşum riskini büyük oranda arttırabileceğini ortaya çıkardı.

Fransızların yaptığı geniş çaplı hafıza testi çalışmalarında, metabolik sendromlu yaşlıların %20'sinde olmayanlara göre bilişsel gerileme görüldü.

Fransız Ulusal Enstitüsü Bordeaux Sağlık Araştırması araştırmacılarından Christelle Raffaitin yaptığı basın açıklamasında, çalışmalarının metabolik sendromun ve hastalığın bireysel faktörlerinin bilişsel sağlığı nasıl etkilediğinin anlaşılmasına ışık tuttuğunu belirterek, çalışma sonuçlarının metabolik sendormun yönetiminde yaşa bağlı bellek kaybını yavaşlatmaya veya demans oluşumunu geciktirmeye yardımcı olacağını söyledi.

2-4 yıl süresince, 65 yaş üstü metabolik sendromlu 7087 katılımcıya hafıza testi, görsel hafıza testi ve kelime akıcılık testi yapıldı. Yapılan görsel bellek testi sonucunda metabolik sendromlularda %13 daha fazla bilişsel azalma görüldü.

Bu çalışmada, bilişsel bozulma, diğer risk faktörleri olan depresyon, ApoE e4 (Alzheimer hastalığı için risk artışı ile ilişkili gen) ve kardiyovasküler hastalıklar açısından da kontrol edildi.

Sağlık testi: Akdeniz beslenme testi

Akdeniz diyetinin insanları kalp hastalığından uzak tuttuğu bilinmektedir.

Sebze, meyve, zeytinyağı ve balık tüketiminin Alzheimer ve Parkinson hastalıkları, bazı kanserler, şeker hastalığı, kilo alma ve hatta kısırlığa karşı yararları hakkındaki kanıtlar artmaktadır.

Beslenme alışkanlıklarınızın Akdeniz diyetine ne kadar uyduğunu belirlemek için Atina Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından Amerika'dan alınan verilerle hazırlanan aşağıdaki testi cevaplayınız.

Her Evet cevabı için 1 puan, her Hayır cevabı için 0 puan verin.

Sebzeler: Günde 4 veya daha fazla porsiyon
Baklagiller: Haftada 1 veya daha fazla porsiyon
Meyve: Günde 3 veya daha fazla porsiyon
Fındık ve tohum: Haftada 1 veya daha fazla porsiyon
Tam tahıllar: Günde 1 veya daha fazla porsiyon
Balık: Haftada 4 veya daha fazla porsiyon
Yağlar: Tereyağı gibi doymuş yağlar yerine, zeytinyağı gibi doymamış yağlar
Alkol: Kadınlar için günde1/2-1 bardak alkol. Erkekler için 1 veya 2 bardak alkol.
Kırmızı et veya işlenmiş et: Kadınlar için günde 2 porsiyondan az. Erkekler için günde 3 porsiyondan az

Toplamda altı evet cevabı en yüksek faydayı sağlar.

Dörtten az skor, az koruma altında olduğunuzun ya da koruma altında hiç olmadığınızın göstergesidir.

Olumlu duygular ve stresten uzaklaşma sağlıklı yaşlanmayı sağlıyor!

Amerikalı araştırmacılar iyimser bir bakış açısının, kalp hastalığı ve diğer hastalıklar için bilinen bir risk faktörü olan stres ile mücadele edebileceğini söylüyor.

NY Cornell Üniversitesi'nden Anthony Ong, kendini iyi hissetmenin sağlık için gerçekten faydalı olduğunun doğruluğunu belirlemek için araştırmacılarla bir inceleme yaptı.

Psychological Science'da yayınlanan makalede, olumlu duygularun stres, ağrı ve hastalık için güçlü bir panzehir olabileceği belirtildi.

Anthony Ong; "İnsanlar düzenli egzersiz yaparak, iyi bir gece uykusu için zaman ayırarak, pozitif duygulara sahip olarak ve sigara gibi sağlıksız davranışlardan uzak durarak yaşlanmaya proaktif yaklaşım sağlayabilirler" dedi.

Sağlıklı bir yaşam tarzının yetişkinlerde daha da önemli olduğu, bu olumlu davranışların ileri yaşlara gelindiğinde vücudun hastalıklara daha duyarlı olmasına katkı sağlayacağı belirtildi.

Yapılan bu çalışmalar, güçlü pozitif duygulara sahip insanların her durumda stres ile ilişkili inflamasyon oluşumunda daha düşük seviyelerde ilaç kullandıklarını ortaya koydu.

Makular Dejenerasyonun (MD) 1.75 milyon Amerikalı'da belirgin görme kaybına yol açan bir hastalık olduğu belirtildi.

İnsan gözünün doğal merceği, yaşlanma ile birlikte yakına odaklanamaz ve okuma gözlüğü kullanmamız gerekir. Makular dejenerasyon, normal yaşlılık sürecinden bağımsız bir seyir gösterir.

Makular Dejenerasyon Vakfı araştırmalarına göre, glokom ve katarakt hastalarının toplamından fazla sayıda kişi (yaklaşık 10 milyon) bu hastalıktan şikayetçi... 2020 yılında ise nüfus yaşlanması ile orantılı olarak bu sayının iki katına çıkması bekleniyor.

Southwestern Retina Vakfı, Harrington Moleküler Laboratuarı Şefi ve Teksas Retina Birliği Oftalmologlarından Dr. Karl Csaky; hastalığın daha ciddi şekilde seyredebileceğine dikkat çekerek, 70-80'li yaşlardaki insanların oldukça aktif bir yaşamları olduğu ve görmede ufak bir bozukluğun bile bu kişilerde yıkıcı sonuçları olabileceğini belirtiyor. Csaky, görme merkezi'nin (makula), retina'nın toplam yüzeyinin % 0,1'ini oluşturmasına karşın, merkezi görmenin yüzde 99,9'undan sorumlu olduğunu ve MD'nun da bu bölümü etkilediğini belirterek, "Makula, okuyabilme, araç sürme, golf oynama, yüzleri ayırt edebilme gibi yaşam kalitesini belirleyen bölümdür" dedi.

Gözün normal yaşlanması ile MD arasındaki farkı bir kamera örneği ile açıklamak gerekirse, göz lensi kameranın lensi gibidir. Katarakt, kamera lensinin bulanıklaşıp görüntünün bozulmasına benzer. Çözüm kamera lensinin değiştirilmesidir. Katarakt cerrahisinde yapılan da budur. Makular dejenerasyon da ise film eskimiştir. Lens değiştirilse de iyi görüntü alınamaz. Makular dejenerasyon'un (MD) tedavisi yoktur. Ancak araştırmacılar açısından, yapılan çalışmalar gelecek için umut veriyor.

Bazı hastalarda araç kullanmayı veya okumayı engelleyecek kadar görme bozukluğu yapsa da total körlüğe neden olmaz. Birçok vaka da ilk tanı sırasındaki durumdan daha kötüye gidiş gözlenmez. Tedaviyle, hastalığı yavaşlatmak hatta bazen hastalığın ciddi seyreden formlarını geriye döndürmek mümkün olabilir. Hastalığı erken dönemde yakalamak mümkündür.

Texas Southwestern Tıp Merkezi'nden Doç. Dr. Yuguang He, MD erken tanısı için gözbebeğini genişlettikten sonra bir lens yardımıyla sarı leke, pigmentasyon veya kanama olup olmadığına bakıldığını ve bunun kan testi veya x ışını kullanmadan yapılan bir tanı metodu olduğunu söylüyor.

Tedavilerin çoğu hastalığın ileri formu olan yaş tip makular dejenerasyona yöneliktir. Hastalığın erken evresi kuru tip MD olarak adlandırılır. Bu form daha sonra geç-ciddi ve bazen yaş MD'a dönüşebilir. Bu dönüşüm hızlı olabilir. Erken dönemde tanı konduğunda sık kullanılan ve başarılı sonuç veren, her 2 göze ayda bir göz içi enjeksiyon tedavisi uygulanır. Bu tedavi kan damarlarının büyümesine neden olan proteini ve retina altına kanamayı engeller. Bu tedavi hastalığın kesin tedavisi olmayıp, yapılan enjeksiyonla protein oluşumunun 4-6 hafta boyunca engellenmesini sağlar. Damarlar ortadan kaybolmaz, eğer tedavi yapılmazsa yeniden büyümeye başlarlar.Rahat uygulanan bir işlem olmamasına karşın hastalar tarafından iyi tolere edilir.Topikal anestezi ve çok ufak bir iğne kullanılmaktadır.

Hastalığı önleyebilmek açısından bilinen kesin bir yol olmamasına karşın, yapılan çalışmalar haftada 2 veya daha fazla balık yemenin riski azaltmada yardımcı olabileceğini göstermiştir. Dr. Csaky, kendisinin balık yağı kullandığını, balık yağının sadece AMD açısından değil, aynı zamanda kalp sağlığını korumak ve kolesterol düzeylerini azaltmak için de yararlı olduğunu, kendisinin hastalarına "kalbiniz için iyi olan gözünüz içinde iyidir" dediğini belirtiyor.

Dr. Csaky, Ulusal göz enstitüsü yaşla ilgili göz hastalıkları çalışmasında yer alan kişilerin yüksek dozlarda A,C vitamini ve ayrıca çinko, bakır ve beta karoten kullandıklarını,bu tedavinin hastalığın gelişmesini engellemediğini ve hastalığın kuru tipinde de bir yararı olmadığını, yaş tipi %20 vakada ilerlemeyi yavaşlatabileceğini belirtmiştir.

Güneybatı Retina kuruluşu verilerine göre, yaşla ilgili makular dejenerasyon (AMD) yaşlı nüfustaki geriye dönüşümsüz görme kaybı nedenlerinin başında yer alır.

Risk faktörleri:

Beyaz ırkta daha fazla görülür. 65 yaş üstü beyaz bir kişide MD görülme olasılığı %20, Çinli ve Japon'larda bu oran % 5'in altındadır. Afro-Amerikan'larda da beyaz ırka göre çok daha az görülmektedir. Japon nüfusun diyet alışkanlıklarında görülen değişiklikler hastalık sıklığını da arttırmıştır.

Sigara içme riski arttırır. Sigara içenlerde, içmeyenlere göre 20 kat daha fazla görülür.

Eğer bir gözde hastalık başlamışsa, diğer gözde de başIayacak demektir. Bu nedenle diğer gözün periyodik takibi önem taşır.

Genetik faktörler de önemlidir. Anne veya babada hastalık varsa çocukta da olma riski yüksektir.

Rutin egzersizin faydaları...

Düzenli egzersizin; kalp sağlığı gelişimi, diyabet kontrolü ve kilo kaybı da dahil olmak üzere belirgin faydaları olduğu belirtiliyor.

Bellek Gelişimi
Yaşlılarda erken hafıza kaybı üzerine pek çok araştırma yapıldı. Egzersizin erken hafıza kaybını önlemeye yardımcı olduğu bulundu. Orta düzeyli aerobik egzersizinin veya hafif ağırlık çalışmalarının zihinsel fonksiyonların gelişimine öncülük ettiği tespit edildi.

Kanser Riskini Azaltmak
Yapılan çeşitli çalışmalar düzenli egzersizin bazı kanser türleri riskini azaltabileceğini ya da önleyebileceğini destekliyor. Uzmanlar egzersizin bağışıklık sisteminin gelişmesiyle ilişkili olduğunu belirtiyor. Egzersiz ile özellikle prostat kanseri, meme kanseri ve akciğer kanseri gelişiminin azalması arasında bir ilişki olduğunu gösteren çalışmalar bulunuyor.

Depresyonu Azaltmak
Bir diğer olası avantajı da orta depresyonlu kişilerde tutum düzelmesi etkisinin görülmesi... Çalışmalar gösteriyor ki; hastaların anti-depresanlar almak yerine egzersiz yapması depresyon azalmasında daha başarılı sonuç veriyor.

Diğer Faydaları
Rutin egzersiz vücuttaki kan akışını artırır, güçlü bir bağışıklık sistemi sağlar ve benlik saygısını arttırır. Çalışmalar egzersizin kişilerin sonraki yıllarındaki cinsel aktivitesini artırdığını göstermiştir.

Uzmanlar en iyi faydanın günlük yürüyüş gibi orta düzeyli egzersiz yapıldığında ortaya çıktığını belirtiyor.

Yeni yılda istenmeyen kiloların verilmesi için 6 ipucu...

Kilo vermek birçok kişinin yeni yılda yapılacaklar listesinin başında yer alır. Aşağıdaki ipuçları kilo vermek isteyen kişilere yardımcı olabilir.

1. Her gün hareket edin. Egzersizin kilo vermede son derece önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Dr. Anne McTiernan; "Egzersizin zor olması gerekmez; günlük 30-60 dakikalık aerobik kilo verilmesine yarar. Atletik olmanız gerekmez, yapmanız gereken tek şey sadece tempolu yürüyüş, en sevdiğiniz müzik eşliğinde dans etmek ya da bisiklet veya koşu bandı gibi bir aerobik egzersiz makinesi kullanmak. Tabi bunu her gün yapmayı denemelisiniz, üstelik egzersiz sürenizi 10-15 dakikalık seanslara bölebilirsiniz" dedi.

2. Bir beslenme günlüğü tutun. Yemek ve içmekle ilgili her şeyi yazarak ekstra kaloriyi nereden aldığınızı görmek mümkün olacaktır.

3. Kilo vermekle ilgili gerçekçi hedefler belirleyin. Yapılan en büyük hata çok hızlı ya da gerçekçi olmayan hedefleri belirleyerek çok fazla kilo vermeye çalışmaktır. Amacınız uzun dönemli sabit olarak haftada 0,5-1 kg kilo vermek olmalıdır. Hiç kimse verdiği kiloları almak istemez.

4. Belirgin hedefler koyun. Kilo vermek çok genel bir hedeftir, mesela günlük 5 porsiyon sebze yemek, öğlen yemeği arasında 15 dakika yürümek ve günde en az 6 bardak su içmek daha küçük ve daha belirgin bir hedef olacaktır. Sağlıklı alışkanlıkları günlük rutin hayatınıza yerleştirmek, kendinize bunu yap şunu yapma demekten daha kolay olacaktır.

5. Çabalarınızın rayından çıkmasına izin vermeyin. Kötü bir günün sonrasında pencereden dışarı tüm rutininizi atmayın, bunun yerine gelecekte bu tür sorunların oluşumuna sebep olacak özel engelleri ve bunlarla mücadele ile ilgili stratejiler belirleyin. Mesela marketten tam çıkmaya yöneldiğinizde çikolata satın alma günahını önlemek için evden çıkmadan önce bir avuç fındık ya da bir dilim peynir yiyebilirsiniz.

6. Yoga yapın. Hutchinson Merkezi Kamu Sağlık Bilimleri Grubu Üyesi Kanserden Korunma Araştırmacısı Dr. Alan Kristal tarafından yürütülen iki çalışmada, düzenli yoga yapılması ile kilo koruma ve kilo verme arasında bir ilişki olduğu saptandı. 2005 yılında yayınlanan çalışmada düzenli yoga yapan orta yaşlı kişilerde, normal kiloda kalma ve kilo vermede artış gözlendi. 2009 yılında yayınlanan bir çalışmada da, düzenli yoga yapan ve dikkatli beslenen kişilerde daha az obez olma olasılığına rastlandı. Bu bulgular yoga yapmanın, daha dikkatli yeme ve kilo verme eğilimini geliştirdiğini ortaya koydu.

Akdeniz diyeti bilişsel gerilemeyi yavaşlatıyor

Amerikalı araştırmacılar Akdeniz diyetinin kalp hastalığı, bazı kanserler ve diyabet riskinin yanı sıra, bilişsel gerilemeyi de azaltabildiğini belirttiler.

Chicago Rush Üniversitesi Tıp Merkezi araştırmacıları, Akdeniz diyetinin (sebze, balık, zeytinyağı, bakliyat, rafine olmayan tahıl, ve orta seviyeli şarap tüketimi) yaşlılarda bilişsel gerilemenin yavaşlaması ile bağlantılı olduğuna dikkat çektiler.

65 yaş ve üstü 3759 katılımcı üzerinde yapılan araştırmada test bellek ve temel matematik becerileri incelendi. Katılımcıların tükettiği besinler ve sıklığı hakkında detaylı inceleme yapıldı.

Araştırma sorumlusu Christy Tangney; "Sebze, zeytinyağı ve balığı beslenmemiz içerisine almalıyız. Ayrıca orta dereceli şarap tüketimi beyin yaşlanması ve vücudumuz için daha iyi olacaktır" dedi.

Kaslarınızı gençleştirin.

Egzersiz yapmak fazla kilolarınızdan kurtulmaya yardımcı olur ama bu sadece bir başlangıçtır. Tel Aviv Üniversitesi'nin yaptığı yeni bir araştırmada koşu yapmak ya da pilates gibi sürekli egzersizler daha genç görünmenizi sağlar. Egzersiz kas kök hücrelerinin kilidinin anahtarıdır.

Prof. Benayahu ve ekibi, neden egzersiz yapan yaşlı insanların daha çok yaşadığına dair yaptıkları çalışmaların sonuçlarını açıkladı. Sürekli egzersizin kök kemik hücrelerini arttırdığını ve eski kasların gücünü geliştirerek gençleştirdiğini belirttiler. Araştırmacılar buluşlarının, yaşlanmış ve immobilize/hareketsiz haldeki kasları hızla iyileştirecek yeni bir ilaca öncülük edeceğini umuyor.

Vücudumuzda kas ve iskelet birlikte çalışır. Yaşlılıkta sarkopeni /iskelet kası kaybı ve osteopeni/kemik kütlesi azalması oluşumu gözlenir ve kemiklerin kolaylıkla kırılmasıyla sonuçlanır. Sonuç olarak, kas-iskelet sistemimiz günlük aşınma ve yıpranmalara karşı aşırı duyarlıdır ve ayrıca kas-iskelet sistemindeki yıpranma yaşlılarda düşme riskini de açıklar.

Dans etmek kas-iskelet sisteminizi korumak için iyi bir nedendir.

Yaşlanma ve sedanter/hareketsiz yaşam tarzı osteoporoz, obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi hastalıkların gelişmesiyle ilişkili olmasının yanı sıra bilişsel bir düşüşe de katkıda bulunur.

Aşırı ve kısıtlayıcı diyetleri unutun.

Yeni yılda pek çok insan fazla kilolarını vermeyi hedefler. Obezitenin dünya genelinde alarm düzeyinde artması nedeniyle birçok sağlık uzmanı, kilo problemiyle mücadeleye yardımcı yeni bir yaklaşım çağrısında bulunuyor.

Son üç yıl içinde obezite oranının üç kat arttığını belirten uzmanlar, gençler başta olmak üzere, tüm yaş grupları arasında yükseliş gözlendiğini belirtiyor. İstenmeyen kiloları vermek için bazı yiyecek ve içeceklerin şiddetle elemesi yapılırken, sağlık çalışanları gelecekte kilo alımını önleyecek küçük yaşam tarzı değişikliklerinin benimsenmesine odaklanma zamanı olduğunu söylüyorlar.

Küçük yaşam tarzı değişiklikleri büyük sonuçlar üretebilir. Porsiyonları azaltmak, kalorileri kontrol etmek, fiziksel aktiviteyi arttırmak ve tabakları daha fazla meyve ve sebze ile renklendirmek kişilerin kilo vermesine yardımcı olabilir. Hayatın devamı için sağlıklı yaşam değişiklikleri üzerine odaklanmak gerekiyor.

1) Kilo almayı engellemeye odaklanın. Her zaman için kilo vermek, almayı önlemekten daha zordur. Ortalama bir erişkin her yıl yarım ya da bir kilo almaktadır. Zamanla, bu yıllık kilolar kalp hastalığı ve diğer sağlık sorunları riskini artırabilir. Sağlık uzmanları yetişkinlerin kilo almasını önlemeye yardımcı olacak küçük, sürdürülebilir ve ulaşılabilir adımların benimsenmesi gerektiğini vurguluyor. Mesela günde 100 kalori azaltmak, her gün 1mil yürümek, her öğünde birkaç lokma daha az yemek veya günlük fiziksel aktiviteniz içine 2000 adım eklemek küçük gibi görünse de obezite kriziyle mücadelede fark yaratacak değişiklikler. Bu bakış açısı bize gereken iyimserliği verebiliyor.
2) Güncellenmiş beslenme kuralları, yeme alışkanlıklarınızı şekillendirmeye yardımcı olacaktır. Amerikalı sağlık uzmanları Omega-3 yağ asitleri ile daha fazla meyve, sebze, fındık, tohumlar vb. yiyeceklerin, düşük kalorili süt ürünlerinin tüketilmesini ve fiziksel aktiviteye önem verilmesini tavsiye ediyor. Uzmanlar ayrıca, öğünlerinde kalori azaltmak için doymuş yağı sınırlandırmalarını ve şeker ilavesini azaltmaya odaklanmalarını tavsiye ediyor.
3) "Light" ürünler yolunuzu aydınlatır. Araştırmalar gösteriyor ki yetişkinlerin üçte ikisi, çocukların ve ergenlerin üçte biri neredeyse aşırı kilolu, bu sebeple tüketiciler kilo kontrolüne odaklanmış durumda. Gelecek yıllarda kilo yönetimi olarak, tokluk veya açlık memnuniyetini sağlama odaklı yiyecek ve içeceklerin üretiminin geliştirileceği tahmin ediliyor. Tüketiciler makul bir bütçeyle düşük kalorili, şekersiz ürünlerin birleşmesiyle diyet soda, meyve suları ve hafif yoğurtlar gibi en sevdikleri yiyeceklerin tadını çıkarırken, kalori kontrolü de yapabilir. Örneğin, kişi şekersiz çikolata seçerek günde ekstra 50 kalori almaktan kurtulacak ve yılsonunda 2,5 kilo vermiş olacak.
4) Sağlıklı bir personel iş hayatı için vazgeçilmezdir. Uzmanlar 2011 yılında kurumsal şirketlerin obezite ile savaşmak için wellness programlarına daha fazla yer vereceğini düşünüyor. İşverenler çalışanların devamsızlık ve sağlık sigortası maliyetlerini azaltmak için sağlığı korumada davranış değişikliği konusunda uyarıda bulunuyor ve bunun için obezite ile mücadeleyi amaçlayan teşvik programları oluşturuyor.
5) Restoranlarda kalori hesaplama bilinci oluşturulmalı. Restoran sayısı ve gıda zincirlerinin artması, besinlerin kalori listesinin menülerde gösterilmesi gerekliliğini doğurdu.

Aşırı ve kısıtlayıcı diyetleri unutun, bunun yerine beslenme ve egzersiz alışkanlıklarında küçük iyileştirmeler içeren bir yaşam tarzını benimsemeye odaklanın...

Yılbaşı kutlamaları sağlıklı kişilerde bile 'Kalp Ritmi Bozulmasına (Tatil Kalp Sendromuna)' yol açabilir.

Yeni yıl kutlamaları ve tatili sırasında çok fazla içki ve yemek tüketir, yeterince egzersiz yapmayız.

Çok fazla alkol almak, akşamdan kalma olmanın dışında başka zararlar da verebilir. Doktorlar kalp hastalığı geçmişini bilmeyen ve çok alkol tüketen kişileri 'Tatil kalp sendromu' konusunda uyardı.

Cleveland Kliniği Kalp Danışmanı Kardiyolog Curtis Rimmerman; bir gecede yüksek alkol tüketiminin kalpte atriyal flutter veya atriyal fibrilasyon (uzun süreli kalp ritmi bozukluğu) ile sonuçlanabileceği konusunda uyardı.

Peki, bunu hissettiğinizde ne yapacaksınız?

Rimmerman, beş dakikadan daha uzun sürerse ve bu daha önce hiç yaşamadığınız bir deneyimse bir doktora başvurmanızı, doktora giderken yolda kalp krizi atağı riskine karşın yanınıza birisini almanızı öneriyor. Daha önce bu duyguyu yaşadım ve bu yavaş yavaş geçer biliyorum diyerek beklemenizin sizin için güvenli olmayacağı konusunda uyarıda bulunuyor.

'Tatil kalp sendromunu' nasıl önleyebilirsiniz?

Eğer kalp hastası iseniz ve ara sıra kalp çarpıntısı geçmişiniz varsa, doktorunuz size ekstra bir beta bloker almanızı önerebilir.

Alkolle beraber tuzlu gıdalar tüketmek kan basıncını da artırabilir. Buna ek olarak sodyum, dolaşımı etkiler ve akciğerlerde sıvı veya tıkanıklığına sebep olabilir ve konjestif kalp yetmezliğine yol açabilir.

Önlemek için ne yapabilirim?

- Alkol tüketimi erkekler için gecelik en fazla iki içki, kadınlar için bir içki ile sınırlanmalı

- Yüksek yağ ve yüksek sodyum içeren gıdaları tüketmekten kaçınılmalı

- İç mekanlarda olunsa bile mümkün olduğunca her zamanki rutin egzersizlere devam edilmeli

100'lü yaşları görmek için ne yapmalı?

Çoğu insan yaşam süresinin uzunluğunun genlere bağlı olduğunu düşünür. Gerçekten de genlere, tutum ve yaşam tarzlarına bağlıdır.

Yüz yaşını aşmış kişilerin uzun yaşamasını iyi yemek yemelerine, iyimser olmalarına ve kendilerini meşgul edecek bir şey bulmalarına bağlıyoruz. Araştırmacılar 2050 yılında pek çok kişinin 100 yaşında veya daha büyük olacağını tahmin ediyor. Onlardan biri olmak ister misiniz?

100'lü yaşları yaşamak için yapabileceğiniz birçok şey var:

1. Sağlığınız söz konusu olduğunda siz en iyi savunucusu olun. Hangi ilacı aldığınızı ,ne kadar sürede aldığınızı ve niye aldığınızı bilin. İlaçlarınızın varsa bilinen kontrendikasyonlarının ve tüm yan etkilerinin farkında olun.

2. Ne ve ne kadar yediğiniz konusunda akıllı olun. Kimse sizi tabağınızı bitirmeniz için zorlayamaz. Araştırmalar obezitenin artmasının sebeplerinden birinin de porsiyon büyümesine bağlı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, kendinizi anlayın, sadece siz gıda tüketimini azaltabilirsiniz. Düşük kan basıncına sahip olmak, kalp ve kanser hastalıklarının riskini düşürmek için bilinçli besin tüketimini ve hareketli olmayı tercih etmelisiniz.

3. İyimser ve açık yürekli kişilerle ilişki kurun. Yaşlıların konuşmalarının hastalık ya da şanssızlığa yönelik olduğunu fark edeceksiniz. Bu tarz konuşmalardan kaçının ve yaşamınızda memnun olduğunuz alanlara odaklanın. Bazı kişiler meditasyon, gevşeme, yoga egzersizleri yaparak bakış açılarını iyimser tutmak ve yelpazenin güneşli tarafına bakmak için yaşam tarzlarını değiştirmeyi denemektedir. Bazıları ise daha mantıklı, iyimser düşünceye sahip olmak ve olumsuz düşüncelerini değiştirmek için bilişsel-davranışçı terapi ile profesyonel yardım almaktadır.

4. Nadiren alkol tüketin ve sigara içmeyin.

5. Evli kişiler, hiç evlenmemiş ve boşanmış olanlara göre daha uzun yaşamak eğilimindedir. Tabii ki, sadece bunun için evlenmeyin. Çünkü mutsuz ilişkiler içinde olanlar uzun yaşama eğilimini kaybetmektedir.

6. Eğer hayatınızın son kısmına ait hedefleriniz uzun vadeli sevgi dolu ilişkilere ve özel arkadaşlara sahip olmaksa, bunlar uzun ömür için iyi bir reçetedir. Güçlü sosyal gruplar ve canlı etkileşimler sizi aktif ve atik tutar.

7. Kırsal kesimde yaşayın. Daha az kirlilik deneyimiyle kendinizi daha sağlıklı hissedeceksiniz. Eğer şehir dışında yaşayamıyorsanız deniz tatili, göl ve ormanlık alanlara hafta sonu macera ziyaretleri yapın. Temiz havası olan alanlarda vücudunuz zararlı toksinleri atmak için daha az çalışır.

Başarılı yaşlanma gerçekten iyi psikoloji ve yaşam seçimleri üzerine kuruludur. Bu nedenle, stresinizi azaltmaya başlayın, zihninizi faydalı işlerle aktif ve meşgul tutun. Yaşam tarzınızı değiştirmek için hiç de geç değil. Bu nedenle, davranışlarınızın sağlığınızı ve ruh halinizi nasıl sabote edebileceğinin farkında olun.



ich ich ich