ich
ich
 
Kurumsal
Online Hizmetler
ich

ÖZEL MERKEZLER

 
 
 
 
 
ich ich ich ich ich

Bizden Haberler

Diyabet ve Obezite Komplikasyonu Olarak Erektil Disfonksiyon

Tip 2 diyabet, beden kitle indeksi 30'un üzerinde olan kişilerde 60-80 kat artıyor, beden kitle indeksi normal olan erkeklerle karşılaştırıldığında fazla kilolu veya obez erkeklerde diyabet olsun ya da olmasın erektil disfonksiyon riski belirgin olarak daha fazla.

Diabetes mellitus küresel bir sağlık sorunudur. Tüm dünyada 250 milyon kişinin diyabetten etkilendiği ve 2025 yılına kadar bu rakamın 380 milyona çıkacağı hesaplanıyor. Bunların yaklaşık %5'inin çocukluk ve adölesan çağda ortaya çıkan Tip 1 diyabet, %95'inin ise erişkin dönemde ortaya çıkan Tip 2 diyabet olduğu düşünülüyor. Ülkemizde yaklaşık beş milyon diyabet hastası olduğu sanılıyor. Bu vakaların 1/3'ünün ise diyabetik olduğundan haberi yok. Halen tek haneli rakamlarda olan diyabet sıklığının (%8 civarı) son yıllardaki beslenme tarzı değişiklikleri sebebiyle çift haneli rakamlara (%12 civarı) çıkabileceği öngörülüyor.

Diyabet tek başına en sık rastlanılan ölüm nedenleri arasında ilk beşte yer alırken, beraberinde getirdiği komplikasyonların tanısı, tedavisi, bakımı ve rehabilitasyonu açısından ciddi bir sağlık sorunu oluşturuyor ve bu nedenle ülkemizde her yıl 5 milyar Avro civarında maliyete yol açtığı hesaplanıyor. Üstelik Tip 2 diyabet vakalarının %80'inin uygun yaşam biçimiyle önlenebileceği, doğru zamanda başlanan etkili tedavi, bakım ve izlemle diyabetten kaynaklanan ölümlerin ve maliyetlerin azaltılabileceği öngörülüyor.

ABD'de yapılan araştırmalara göre halkın 2/3'ünün fazla kilolu, yaklaşık 12 milyonunun ise hastalık derecesinde şişman yani morbid obez olduğu biliniyor. Son 10 yılda obezite oranının %33 arttığı söyleniyor ve obezitenin önümüzdeki 20 yıl içinde dünyadaki en önemli sağlık sorunu olması bekleniyor.

Çin'de 1989'da çocukluk dönemi obezite oranı %1,5 iken, Batılı tarzda beslenmenin yayılmasıyla birlikte bu oranın 1997'de %12,6'ya, erişkinlerde ise %14,6'dan %28,9'a çıktığı kaydediliyor.

Obezitenin belirtisi olan beden kitle indeksi 20 ile 24 arasında olan bir erişkine göre 35 ve üzerinde olan bir erişkinin sağlık harcamaları %44 oranında artış gösteriyor. Ayrıca obezite, yaşam beklentisini kadınlarda dokuz, erkeklerde ise 12 yıl kısaltıyor. ABD'de kanser ölümlerinin erkeklerde %14'ünün kadınlarda ise %20'sinin obeziteyle ilintili olduğu belirtiliyor.

Ülkemizde Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Obezite ve Lipid Hipertansiyon Grubu tarafından 10 binden fazla kişi üzerinde yapılan üç yıllık araştırma sonuçlarına göre 20 yaş üzerindeki her 100 kadından 40'ının ve her 100 erkekten 20'sinin obez olduğu açıklanıyor. Türk Androloji Derneği'nin 40 yaş üzerindeki yaklaşık 2.500 erkekte yaptığı çalışma ise erkeklerin % 40'ının fazla kilolu ve %19'unun da obez olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla fazla kilo veya obezitenin, yalnız dünya için değil, ülkemiz için de ciddi bir sorun haline geldiği görülüyor.

Ülkemizde uygun beslenme biçimi yerine Batı tipi beslenme şeklinin yaygınlaşması obeziteye bağlı olarak ortaya çıkan komplikasyonları artırıyor. Dolayısıyla bu durumun yol açtığı sağlık bakım hizmetleri ve harcamaları da ciddi şekilde artıyor.

Diyabet ve erektil disfonksiyon ilişkisi

Diyabet hastası erkeklerin %60-90'ında erektil disfonksiyon yani sertleşme sorunu ortaya çıkıyor. Diyabet varlığı yaştan bağımsız olarak erektil disfonksiyon riskini üç kata kadar artırabiliyor. Yine erektil disfonksiyon gelişme riskinin, glisemik kontrolü kötü olan erkeklerde iyi glisemik kontrolü olanlara göre iki-beş kat daha fazla olduğu tespit ediliyor. Diyabetin yanı sıra, ayak kaybı, retinopati ve nefropati gibi komplikasyonların ve kontrol edilemeyen hipertansiyonun bulunması da erektil disfonksiyon gelişme sıklığı ve ciddiyeti üzerinde olumsuz etki gösteriyor.

Genel popülasyondan farklı olarak diyabetlilerde sertleşme sorunu daha erken yaşta ortaya çıkıyor; daha ciddi oluyor ve ilaç tedavilerine daha az yanıt alınıyor. Ülkemizde genel popülasyondaki erkeklerin %12'sinde erektil disfonksiyon ağır düzeyde iken, diyabet hastalarının %45'inde ağır derecede sertleşme sorunu görülüyor. Bazen de diyabetin ilk belirtisi sertleşme sorunu olabiliyor. Hastalar, sertleşme sorunu nedeniyle üroloji polikliniklerine başvuruyor; burada yapılan tetkiklerle diyabet tanısı konulabiliyor. Üroloji polikliniklerine erektil disfonksiyon nedeniyle başvuran hastaların yaklaşık %15'inin diyabet tanısı ilk kez konuluyor; hastalar endokrin uzmanlarına diyabet tedavisi için yönlendirilebiliyor.

Tedavi seçenekleri

Erektil disfonksiyon için aşamalı bir tedavi biçimi uygulanır. İlk aşamada yaşam biçimi değişiklikleri ve ağızdan ilaç tedavileri, ikinci aşamada penis içine enjeksiyon tedavileri, üçüncü ve son aşamada ise, yani ilk iki basamaktaki tedavilere yanıt vermeyen hastalarda, cerrahi tedavi olan penis protezi implantasyonu yapılır.

İlk aşamada hastayı motive ederek yaşam biçimi değişiklikleri önerilir. Bu değişiklikler arasında sigaranın bıraktırılması, doğru ve bilinçli bir beslenme alışkanlığının kazandırılması, alkol alımının sınırlanması, tansiyon yüksekliği veya depresyon gibi bazı bozukluklar için halen kullanılan ve sertleşme sorununa yol açabilecek bazı ilaçların mümkünse değiştirilmesi ve düzenli fiziksel aktivite yapılması gibi önlemler bulunur. Sonraki aşamada, gerek bu uygulamayla birlikte gerekse tek başına ağızdan alınan ilaçlarla sertleşme sorununu hafifletmek ve düzeltmek amaçlanır.

Diyabete bağlı sertleşme sorunu olan hastalarda yaşam biçimi değişiklerinin sertleşme üzerine olumlu etki gösterdiği biliniyor. Sertleşme sorunu için ağızdan ilaç tedavisi de diyabete bağlı erektil disfonksiyonu olan hastalarda başka nedenlere bağlı sertleşme sorunu olanlara göre daha düşük düzeyde yanıt verebiliyor. Erektil disfonksiyonda ağızdan alınan ilaçlara yanıt düzeyi %70-80 iken, diyabetik erektil disfonksiyonlu hastalarda bu oran %50'ler düzeyine iniyor. Yanıt azlığı, diyabetin sertleşme mekanizmalarını daha ciddi düzeyde bozmasından kaynaklanıyor.

Ağızdan ilaç tedavisinin yeterince etki etmediği hastalarda, penis içine enjeksiyon tedavileri uygun bir seçenektir. Zaten diyabetik hastaların bazıları, özellikle Tip 1 diyabeti olanlar ve Tip 2 diyabeti olup da insülin tedavisi uygulayan hastalar, insülin enjeksiyonuna alışık oldukları için, penis enjeksiyonuna da kolay uyum gösteriyorlar. Hastalar bir ürolog tarafından enjeksiyonun nereden ve nasıl yapılması gerektiği konusunda önce eğitiliyorlar ve uyum sağlayabilen hastalara ev tedavisi verilebiliyor. Bu tedavinin başarı şansı ortalama %75 civarındadır. Belli aralıklarla hastalar kontrol edilerek, uygulanacak ilaçların dozları ve şekli uygun düzeye çıkarılabiliyor.

Bütün bu tedavilerin başarısız olduğu ya da hastaların yeterince uyum gösteremediği durumlarda hastaları penisteki organik bozukluğun ciddiyeti açısından değerlendirmek gerekir. Ultrasonla penisteki kan akımının yeterliliği değerlendirilmeli, ciddi bozukluğu olan hastalar cerrahi tedavi için aday olarak görülmelidir. Bu hastalarda erektil disfonksiyonun kalıcı tedavisi olan penis protezi implantasyonu uygulamasına gidilebilir. Diyabete bağlı sertleşme sorunu olan hastalarda penis protezine gitme oranı diyabetik olmayan sertleşme sorunlu hastalara göre daha yüksektir. Önceki yıllarda, penis protezi ameliyatının olası komplikasyonları daha yüksek iken, son yıllarda protez tiplerindeki iyileşmeler ve ameliyathane koşullarının iyileştirilmesi sayesinde başarı oranları diyabetik olmayan hastalarla eşit düzeylere ulaştı.

Protezin kullanılması oldukça kolaydır. Ameliyat sonrası nekahet döneminde hastaların protezi kullanma becerileri sağlanır, kısa bir sürede protezi kullanır düzeye ulaştırılır. Protez yerleştirilmesi kalıcı bir tedavi yöntemidir ve cihazdan memnuniyet oranları %90'lar düzeyindedir. Yine teknolojik ilerlemelere paralel olarak, özellikle şişirilebilir penis protezleri tamamen kozmetik hale getirilmiştir.

Obezite ve erektil disfonksiyon ilişkisi

Fazla kilolu olmak ve obezite, doğrudan kendisi veya yol açtığı diyabetik ve metabolik komplikasyonlar nedeniyle erektil disfonksiyon açısından risk oluşturur. Beden kitle indeksi normal olan erkeklerle karşılaştırıldığında fazla kilolu yani beden kitle indeksi 25-30 arasında olanlarda sertleşme sorunu riski bir buçuk kat, obezlerde yani beden kitle indeksi 30 üzerinde olanlarda sertleşme sorunu riski üç kat artar. Ayrıca, bel/kalça çevresi oranı ve abdomen çapı yüksek olanlarda, yaştan bağımsız olarak, erektil disfonksiyon daha fazla görülür. Bunlarla birlikte, diyabet ve obezite arasında da nedensel bir ilişki söz konusudur.

Tip 2 diyabet, beden kitle indeksi 30'un üzerinde olan kişilerde 60- 80 kat artar. Beden kitle indeksi normal erkeklerle karşılaştırıldığında fazla kilolu veya obez erkeklerde diyabet olsun ya da olmasın erektil disfonksiyon riski belirgin olarak daha fazladır. Obeziteye diyabetin eşlik etmesi mevcut riski daha da artırır. Genellikle obeziteye sedanterlik, yani hareketsizlik veya düşük düzey fiziksel aktivitede bulunmak da eşlik eder. Bu durum sertleşme sorunu gelişme riskini daha da artırır.

Altta yatan faktörler

Diyabet de obezite de benzer mekanizmalarla sertleşme sorununa yol açıyor. Hem diyabet hem de obezite, kan basıncını artırarak, cinsel istek ve sağlıklı bir sertleşme için gerekli olan testosteron hormonu düzeyini azaltarak, penise kan götüren damarlarda ve penis içindeki damar yatağının gevşeyebilme özelliklerini bozarak ve penis içinde oksidatif hasara yol açarak sertleşme sorununa yol açar. Yapılan çalışmalarda, diyabet ve obezitenin penis kan akımını ciddi şekilde azalttığı gösterilmiştir. Ayrıca, hem diyabetik hem de obez erkeklerdeki sedanter yaşam biçimi sertleşme sorununa olumsuz açıdan katkıda bulunur.

Beslenme alışkanlıklarının etkileri

Vücut kitle indeksinin normal düzeylere indirilmesi, sertleşme sorununun iyileşmesine katkıda bulunabilir. Bazı beslenme şekillerinin de sertleşme üzerinde olumlu etkileri olabilir. Yapılan çalışmalarda Akdeniz tipi diyetle, yani sebze-meyve ağırlıklı, doymuş yağ içeriği az, liften zengin beslenme şeklinin olumlu etkisi bilimsel olarak gösterilmiştir. Yine, sedanter hayat biçiminin sertleşme sorununa yol açan faktörlerden birisi olduğu biliniyor. Doğru bir beslenme biçimi ve düzenli fiziksel aktivite kan kolesterol düzeylerine de olumlu etki göstererek erektil disfonksiyonu azaltabilir. Yapılan bilimsel çalışmalarda, hem diyabetik obez hem de diyabetik olmayan obez hastalarda kilo vermenin sertleşme üzerine olumlu etkidiği gösterilmiştir. Günlük ortalama 900 kcal diyetin sağlayacağı ortalama %10'luk bir kilo kaybının, sertleşme sorunu olan erkeklerin en az %25-30'unda sertleşme sorununu tamamen ortadan kaldırabileceği, geri kalan bazı hastalarda da erektil disfonksiyonu hafifletebileceği, dolayısıyla ağızdan ilaç tedavisine yanıt verir hale getirilebileceği ortaya konmuştur.

Düzenli fiziksel aktivitenin etkileri

Gerek diyabetik gerekse obez erkeklerde düzenli egzersiz yapmanın erektil fonksiyon üzerine olumlu etki göstereceği bilimsel bir gerçektir. Massachusetts Erkek Yaşlanma Çalışması bu konuda önemli veriler sunar. 40 yaş üzerinde binlerce erkeğin sekiz yıl boyunca izlendiği bu çalışmada, başlangıçta erektil disfonksiyonu olmayan erkeklere göre, sedanter erkekler sertleşme sorunu gelişmesi açısından daha büyük risk altında bulunmuştur. Çalışmanın başında, sedanter olan erkekler günlük 200 kcal ve üzerinde düzenli fiziksel aktivite yaptıklarında erektil disfonksiyon riskinin belirgin olarak azaldığı gözlenmiştir. Başka bir çalışmada ise beden kitle indeksinden bağımsız olarak, haftada 16 MET üzerinde düzenli egzersiz yapan fiziksel aktif erkeklerde, sedanter yani durağan erkeklere göre erektil disfonksiyon gelişme riskinin %30 azaldığı gözlenmiştir.

Düzenli egzersiz yapmayan erkeklerde yapanlara göre %40- 60 oranında daha yüksek olasılıkla sertleşme sorunu ortaya çıkıyor. Yapılması gereken aktivite düzeyini günlük pratiğe uyguladığımızda haftada en az üç kez günde 30-45 dakikalık tempolu bir fiziksel aktivitenin sertleşme sorununun iyileşmesi için katkıda bulunduğu biliniyor. Doğru bir beslenmeyle sağlanan bilinçli kilo vermeye eklendiğinde, düzenli fiziksel aktivite yapılmasının ve diyabetin kontrol altına alınmasının erektil fonksiyona ciddi şekilde olumlu etki yapacağı kuşku götürmez bir gerçektir.

Testosteron idamesi

Testosteron erkekteki önemli fonksiyonların idamesi açısından olmazsa olmaz bir hormondur. Yalnızca cinsel isteğin ve erektil fonksiyonun sürdürülmesinde değil, aynı zamanda yağ kitlesinin azaltılıp kas kitlesinin artırılmasında, kemik mineral dansitesinin idamesinde, psikolojik olarak kendini iyi hissetmede, bilişsel fonksiyonlarda, kan üretiminde ve kardiyovasküler iyilik halinin sürdürülmesinde testosteronun önemli fonksiyonları vardır. Diyabet ve obezitede artan visseral yağ kitlesi vücuttaki testosteronun artan yağ dokuda daha çok miktarda östrojene dönüştürülmesine yol açar ve kan düzeyini düşürür. Kilo kaybı ve düzenli egzersizle insülin direnci azaltılabilir, testosteronun yağ dokuda östrojen dönüşümü azalır ve kan testosteron düzeyi artar. Testosteron düzeyinin artırılması insülin direncini azaltacağı için diyabete bağlı komplikasyonların azaltılmasına da katkıda bulunacaktır. Dolayısıyla, testosteron düzeyinin normal fizyolojik düzeylerde idamesi seksüel fonksiyonların yanı sıra diyabetin düzenlenmesine de katkıda bulunur ve vücuttaki başka yaşamsal fonksiyonların sürdürülmesine yardımcı olur.

Obez ve diyabetik hastalarda kilo vermenin testosteron düzeyinin artırılmasında olumlu etkileri vardır. Ancak bazı hastalarda dışarıdan testosteron desteğinde bulunmak gerekebilir. Testosteron yetmezliği tanısı alan hastaların tedavisine başlamadan önce mutlaka bir ürolog tarafından değerlendirilmesinde yarar vardır. Prostat kanseri olan, prostat büyümesine bağlı ciddi alt üriner sistem semptomları olan, meme kanseri olan, tedavi edilmemiş uyku apne sendromu olan ve kan hematokrit düzeyi yüksek olan hastalar testosteron tedavisi açısından sorunlu olabilir.

Bu gibi durumları bir ürolog tarafından ekarte edilen ya da başka tedavilerle kontrol altına alınan hastalarda testosteron yerine koyma tedavisi düşünülebilir. Tedavisine başlanan hastaların da belli aralıklarla kontrolü gerekir. Arzu edilen testosteron düzeyine ulaşılamayan hastalarda doz ayarlaması gerekebilir. Ayrıca, tedavi öncesinde testosteron kullanımında sakınca olmayan bazı hastalarda, tedavi sırasında bazı durumlar ortaya çıkabilir. Bu nedenlerle, hastaların gerek tedavi öncesinde gerekse tedavi sırasında bir ürolog tarafından değerlendirilmesi gereklidir.

 


ich ich ich